Eklenti Meskenler

Önsöz 

 

Nüfus çeşitliliği, tarihi ve coğrafi özellikleri bakımından heterojen bir ardışık algılar dizgesi olan İstanbul, tüm bu heterojenlilik ve çok katmanlılık içerisinde kendisini yeni potansiyellere açık, değişken, hareketli bir kent bütünü olarak sunar. Bu potansiyeller bağlamında, sürekli değişen ve gelişen bir zihinsel algıya sahip İstanbul insanı, eklemlenen farklı kültürlerde insanlarıyla, kültürel etkileşime açık, özgür, yeni arayışlar içinde ve yaşadığı çevreye algısal anlamda gün geçtikçe açılan bir kentli modelidir.

 

Eklenti Mekanlar projesi;

 

Her geçen gün biraz daha büyüyen, taleplerin hızla arttığı ve farklılaştığı, üretimlerin yığılmalar halinde devam ettiği çok kültürlü dinamik kent İstanbul'un fiziksel ve sosyolojik heterojenliğinin sunduğu sorunsal ve potansiyeller üzerinden kurgulanan bir barınma önerisidir. Çok kimlikli kent İstanbul'da kentsel konut bağlamında yapılan, gözlem ve deneyimlere dayalı yapılan araştırmalar sonucu çok çeşitli yerleşim yerleri ve barınma modelleri görülmüştür. Araştırmanın süreci İstanbul'un kozmopolitliğinin fiziksel olarak en çarpıcı ve heyecan verici örneklerinden biri olan Galata'ya yönlendirmiştir. Galata bölgesi üzerinden yapılan bir takım gözlem ve araştırmalar sonucu, sosyal yapısı ve konutun bu sosyal yapı içerisinde biçimlenmesi ve yer alış şekilleri Eklenti Mekanların ilham noktası olmuştur.

 

Yeni arayışlar içinde olan metropol insanın kendisi olarak kavramsallaştırdığı "barınma"yı, sorgulatan ve değişken durumlar üzerinden deneyimleten Eklenti Mekanlar bir yandan da heterojen kent içindeki tanımlanmamış sosyal fiziksel ölü noktaları barınma ile hareketlendirme, yığılmalar halinde devam eden yeni üretimler yerine kent içinde mevcut birimler üzerinde barınma oluşturma ile çapraz kullanımlar yapma şeklinde sorunsallara kentli insanın yeniliğe açık potansiyeli üzerinden barınma önerisi ile cevap aramaya çalışmaktadır. 

Barınma üzerine; 

 

Heidegger'in tanımı ile ,ikamet etme, oturma anlamı taşıyan barınma; aidiyetlik hissimizin ön koşuludur. Mekan insanla tanımlanır, insan kendini mekanda tanımlar. Varolmanın temel niteliği olan yerleşme olgusunu tin ve beden üzerinden de düşünürsek, tinin beden üzerinden kendine "yer" kurduğu ve dünyayı deneyimlediğini görürüz. 

Merleau-Ponty'e göre beden ne öznedir ne de nesne; ama buna karşın bütün bilme etkinliklerimizi derinden etkileyen anlaması son derece güç bir varoluş kipidir. Bu varoluş kipimiz yani bedenimizse ise kendini ev üzerinden tanımlar. 

Quasimodo gözüyle Victor Hugo kathedrali bir yumurtaya, yuvaya, eve, ülkeye veya kainata benzetiyordu. Belki de bir salyangozun kabuğunun formunu şekil alması gibi o da katedralin formuyla bütünleşikti. Burası onun evi, onun deliği, onun zarfıydı. Kaplumbağanın kabuğuna bağlanması gibi kendisini ona bağlamıştı. Bu yalçın katedral onun zırhı idi.[Victor Hugo Notre — Dame de Paris bölüm 4 ] 

Gaston'un Mekanın Poetikası'nda, mahzenlerinden tavan arasına kadar dikeyliği doğrultusunda incelenen ev insan ruhunun bir çözümleme aracı olarak kullanılır. Ev geçmiş, bugün ve geleceğe,yarattığı imgelerle beden ve ruh kazandıran insan varlığının "ilk evren"idir.

 

"Kapalı bir şeyin imge değerlerine dokunmadan anıları koruması gerekir. Dış dünyanın anıları eve özgü olanlarla asla aynı tınıya sahip olmayacak. Evle ilgili anıları aklımıza getirirken, bu anılara düşsel değerler katarız: asla gerçek bir tarihçi değiliz, şair bir yanımız olur hep, heyecanımız da yalnızca yitik bir şiiri dışavurur belki de."[BACHELARD, Gaston] 

Evimizin, evrenimizin başka bir deyişle barınma mekanımızın içselleştirilmesi ve psikolojik anlamlar yüklenmesi şüphesiz insan varlığının bir doğası. Bir yandan ise bugüne dek gelmiş öğretilerimiz. Kendimizi bildiğimiz andan itibaren anlamlandırdığımız ev kavramı aslında annemizin, babamızın dedelerimizin milletimizin ev kavramı. 

 

Bir ön kabul. 

 

Barınma bizler için hegemonyalarımızı net bir şekilde kurabildiğimiz, psikolojik sığınak noktalarımız olmuştur. Bu sığınak noktalarımız da kendimiz olarak tanımladığımız mekanlar için ne derece öğretilerimizden uzaklaşıp türetimlerde ya da deneyimlerde bulunduk?

Evimizi tekrar düşünürken;

 

"Mekanın en etkili bir biçimde kullanıldığı apartman dairesi modeli, totaliter bir düzenlemeyi yansıtır. Bu plan milyonlarca insanın aynı hareketi yapıp, tıpatıp aynı çerçeveye tabi olması sonucunu doğurur. Mekanın bu düzenlemesi neyin nerede yapılacagını dikte ettiğinden, aynı çatı altında yaşayanların birliktelik duygusunuda ortadan kaldırır.Mekanın kullanımını değiştirmeye yönelik yaratıcı girişimleri engeller. Her şeyin yerinin belli olması ile çevrede bir düzen duygusu yaratır, sahte bir gerçeklik ortaya koyar."[Gündüz Vassaf]

 

Gündüz Vassaf'ın da burda bahsettiği gibi bir olagelmiş düzenin dışında deneysel bir barınma kurgusu üzerine mekanlarımızı, yaşadığımız yerleri tekrar ele alabiliriz. Yaratım sürecimizin içimizden dışımıza taşmasının ilk basamağı evlerimiz olabilir. Mesken tuttuğumuz yerleri farklı durumlar üzerinden deneyimleyebiliriz. Nesnel ve bağlayıcı bir düzen düşüncesinin tersine, bireysel olarak nedensellerle kavranmış ve tercih edilmiş bir barınma kurgusundan söz edilebilir mi? 

 

"Modern ve tam anlamıyla rasyonelleşmiş dünya yalnızca görünüşte büyüyü bozmuştur; şeytanca bir şeyleşme, ölümcül bi yalnızlık laneti hala üzerindedir."[Adorno]

Buradaki yalnızlık kitleselleşmiş insanın yalnızlığıdır. Öznenin içselliğin bir dışsallığa çıkışı tamamlanmamıştır hatta eksiktir diyebiliriz. Mesken tutmanın işlevsel kavramının dışında algısal kavramı bizi iç ile dış ilişkisinde tekrar bir sorgulama sürecine sokabilir mi? Meskenlerimizi dışa açışlarımız, onlar üzerinden paylaşımlarımız algı alanlarımızı genişetebilir, duyumlarımızı arttırabilir.

Metropol insanı;

Metropolde yaşamın ritmi hızlı, duyusal hayalgücü kuvvetlidir. Hayat farklılıklarla, alışılmamışlıklarla doludur ve sürekli değişim, dönüşüm içindedir.

Metropol yaşantısı her ne kadar bu değişim ve dönüşümün içerisinde bazı değerlerin kaybolmasına ve kitleleşmeye meyilli ise de metropol sürekli olan devingenliğin içerisinde de düşünsel devingenliğini sürdüren metropol insanını barındırır. Duyguları yerine beyni ile tepki veren böylece üst düzey bir kavrayış kazanan bi-reylere evirir. Onyargılardan uzaklaşması, beden — zihin ilişkisi metropol insanını "özgür" kılmaktadır. Özgürlük içsel ve dışsal olmak üzere ikiye ayrılır. Dışsal özgürlük, yasalarla belirli, ona dahil bir şeylerin yapabileceği, yapılarbilir durumların olduğu ve bunu yapabilecek düzeyde olunması durumudur. Içsel özgürlük ise zihnin tepkilerinden haberdar, toplum davranışlarının farkında olup, onunla beraber sürüklenmemektir.

 

Özgürleşen insan özgür mekanlar üretme çabası içine girer. Metropolün genişlemesi ya da etkin şekilde kullanımı özgürlük alanlarının artmasına neden olmaktadır. 

 

Bu bağlamda sorgulanan metropol insanın kendi yaşamı içerisinde bireyselliğinin tanımını barınması üzerinden nasıl yapabildiği ve yapma potansiyelleridir.

 

Galata üzerinden barıma;

 

Galata bölgesi İstanbul'un kozmopolitliğini; sosyal yapı ,yaşam biçimi, kültürel gelişimi,eğlenceyi sahiplenmesi, yeniliklere ve değişimlere açık kentsel imajı ile en çarpıcı biçimleriyle ortaya çıkaran bölgelerden biridir. 

 

Konumu, tarihsel birikimi gibi özelliklerinin yanı sıra bölgede yaşayan yabancı uyruklu gruplarında sosyal ve fiziksel niteliklerle özgünlükler kattığı yenilikçi bir bölgedir.

 

Geçmişinde de azınlıkların yaşadığı "Doğudaki Batı "şeklinde tariflenen Galata, Avrupa ile ilişkisi çok yoğun bir biçimde olan, yeniliklerin ilk buraya uğradığı, eğlence mekanları, tiyatroları, pandomim gösterileri ile sürekli yaşayan ve yeniliklere açık bir bölge olmuştur.

 

Galata'nın başından beri yeniliğe ve kurgulara, modernizme açık yapısı onu halen bir cazibe merkezi olarak ko-rumakta ve bu döngü içerisinde cazibe merkezinde bulunan bireyler Galata'ya yeni kimlikler katmaktadırlar. Farklılaşan kimlikler ve yeniliklerle konut ve barınma alanında da bize çeşitlilik sunan Galata sorgu sürecinin ilham kaynağı olmuştur.

 

Modern yaşamın gereksinimlerine cevap veren kent düzeni ve yaşama biçimi farklı tarzlarda işlevlerin böyle-sine iç içe geçmesi ve uyum içerisinde olması ve barınmanın konut-konut ilişkisi dışında konut-ticaret-eğlence gibi ilişkiler kurduğu gözlemlenmiştir. Konutun farklı işlevlerle böylesine iç içe geçmiş olması sosyal sirküla-syonu arttırmış ve katılımcı bir kentsel yaşam kültürü ortaya koymuştur.

 

Galata, düzen uğruna kaybolan sosyal kategoriler yerine katılımcı bir kentsel yaşam kültürünün varlığı,konut gibi insanın öznelliğinin bulunduğu bir mekanın insanı değer kavramları üzerinden katılım ve paylaşıma açık devinim halinde bir doku oluşturmuştur.

Konutun diğer işlevlerle karmaşık bir şekilde var olması ve işlerliği bize dinamik kentin dinamik kentlisine barınma üzerinden sorduğumuz deneysel bir kurgunun enerji kaynağı olmuştur.

 

Statükocu bir tavrın dışında barınmanın konut-konut ilişkisi üzerinden değilde tekil olarak diğer birimler içeri­sine karışabileceği,konut ile kent mekanlarının düşünce üretimine katılacağı ve kişilerin barınma üzerinden deneyimler yapabileceği kurgusu oluşturdu.

Eklenti Mesken Modeli;

Galata bölgesinin heyecan verici kimliği bizde farklı diye tanımladığımız, eğlence birimi olarak ele aldığımız do­kunun aslında bir noktada yaşamın içerisinde ölü noktalara eklenerek konutun varlığı ile canlandıracak ve konutu alışılagelmişin dışında farklı bir yüzeyde kurgulatacak bir eklenti barınma modeli üzerine düşündürdü. Bu bağlamdan yola çıkan eklenti meskenler, konutun heyecan verici bir kimlikle İstanbul gibi hareketli bir kentte provakatif duruşu ile kendini var edebilme ihtimalleri üzerine bi çalışmadır.

 

Heidegger'in mekanın tanımında da yorumsal ve fenemenolojik bir yaklaşımla bahsettiği üzere,farklı algılar insanın yer ile olan ilişkisini tekrar düşündürür, sorgulatır.Çevremizdeki dünyanın ötesinde kurgulanmış dış dünya ve dünyaların varlığı vardır.Bu noktadan varışla eklenti meskenler kentin çeşitli mekanlarında,çeşitli dünyalarında mesken bulabilir, konumlanabilir, "yer" edebilme arayışı içinde olan bir modeldir. İnsanın mekanına hermeneutik açıdan bakmasını sağlamaya çalışan bir denemedir.Yorumlatır, kafa karıştırır ancak bu karışıklık bile bireye farkındalık duygusu katmaktadır. İşte bu duygular insanın mekan içindeki varlığının ispatıdır.

 

Cengiz Bektaş, insanın en önemli özelliği, çevresini seçtiği yaşama biçimini sürdürebileceği ortama dönüştürebilmesi, yaşama biçiminin niteliğini buna bağlı olarak çevrenin niteliğini daha iyiye ulaştırmaya çabalamasıdır, demiştir.

 

Gaston'un Mekanın Poetika'sında açıkladığı yuvalar ve kabuklar olan iki bölümde, biz insanları minnacık şekle sokarak deniz kabuklarında, kuş yuvalarında yaşamanın nasıl olabileceğini bize gösterir. Mekanın Poetikası büyük olanla, küçük olanın, insanla dünyanın diyalektiğini, minyatür ve sonsuz büyüklük başlıkları altında ele alır.İnsanla çevresindeki dünyanın diyalektiği İstanbul üzerinden farklı yüzeylerde konut üzerinden tekrar sor­gulanabilir mi sorusunun üzerinden çıkan eklenti mesken kurgusu İstanbul'un potansiyelini ona veren özleri, mekan üzerinden deneyimletme çabasıdır.

Nerede eklenti meskenlik;

Çok kimlikli anakent kent İstanbul farklı parçaları, kentsel yüzeyleri bir arada barındırır. İstanbul'un bu metropollüğü onu pek çok noktasında bir cazibe merkezine çevirirken potansiyelleri varlığınca sorunsalları ile de yer eder.

Eklenti meskenler, eklenti kelimesinde sözlük anlamı ile bir programın yapamadığı şeyi eklenti (bir parça) ile yapmak üzerine türemiştir. Eklenti mesken çalışmasında kent içinde kentin cevap veremediği şey e barınma üzerinden cevap bulma çalınma denemesidir.

Bu sorular üzerinden baktığımız zaman karşımıza çıkan birkaç sorunsal üzerinden İstanbul'da eklenti mesken olma durumlarını tartıştık.

 

Bunlar;

 

1.Metropol kent İstanbul'un her yerine yayılan ve yığılmalar halinde devam eden konut üretimi neredeyse sonu görünmeyen bir karadeliktir. Metropol kentin ticari eylemlerine hizmet eden bu konut üretimleri kentin, çeperl­erine giderek yayılmakta, kentin sınırlarını ve algısını değiştirmekte. Algıları ve sınırları değişen kent İstanbul, sokak mahalle kavramlarını tüketmekte ve daha çok bireyselleştirmekte. Tüm bu çepere doğru gitme ve kent­ten kopma, mevcut yeşil alanları da tahrip etme gibi durumlara karşın eklenti konut kentin içerisinde bulunan tek işlevli, günün her saatinde Ya da haftanın her gününde kullanılmayan binalara eklenerek var olmayı hedefler. Varlıklarını konutla anlamlandıran bu binalar aslında bir anlamda konutlarda poetize edilirler. Bu model kentin konut üretim yığılmalarına karşın bu binalar eklenerek barınma üzerinden cevap vermedir. Örneğin şehrin içinde bir konser salonu kullanım saatlerinde boş kalmak yerine barınma ile sürekli kullanma potansiyeline dönüştürülebilir.

2.İstanbul her ne kadar hareketli bir kentte olsa pek çok bölgesi olağanca hareketliliğine ve çeşitliliğine rağmen geceleri ıssız ve tehlike içeren, insanların dolaşmaya çekindikleri bölgelerde sahip. Bu gece gündüz dengesizliğine barınma gibi gece kullanımı olan, mekânı akşam saatlerinden sonrada aktive eden birimlerle çözüm üretilebilir.

Barınmanın olması, beraberinde oluşacak ihtiyaçlar doğrultusunda küçük ticari birimlerin oluşması, sokağın evin ışığı ile aydınlanması geceleri girmeye korktuğumuz mekânları canlandırabilir. Bu durum üzerinden gündüz aktif, gece ölü olan şehrin içindeki mekânlara eklenti barınma ile çözüm üretilmesi düşünülmüştür. Örneğin Eminönü-Mahmutpaşa bölgesi gündüz tüm aktivitesine rağmen geceleri ıssızlaşmaktadır. Bu durum, bizim o bölgelere gitmemize engel olurken buraları da ölü yerlere çevirir. Kentin merkezinde ölü olan bu alanları canlandırmak adına eklenen meskenler Eminönü-Mahmutpaşa bölgesini gece kullanımına açar.

 

3.Diğer bir sorunsal ise İstanbul'un içerisinde kentin merkezinde yer alan ama kente tam entegre olamamış, kullanıcısının kendi içinde sosyalleştiği, dışa açılımların belirli sosyolojik nedenlerle kapalı olduğu bölgeler. Bu sorunsal üzerinden ilk baktığımızda karşımıza Dolapdere, Tarlabaşı, Fener-Balat gibi bölgeler çıkmaktadır.

Son dönemlerde sermayenin de buradaki çarpık kentleşme!! adı altına sığınarak mevcut dokuyu ve sosyal yapıyı tahrip edici yenilikçi çalışmalarına karşın daha paylaşımcı entelektüel çözümler üretilmesi gerektiği düşünülerek eklenti barınma önerisinde düşünülmüştür. Eklenti barınma ile kendi içerisinde sosyalleşmiş, dışarı ile irtibatını koparmış, özgün mahalli kimlik, buradaki barınma modeli ve kullanıcısı ile iletişim ve paylanma geçebilecektir.

Örneğin idealist bir ressamı düşünelim, eklenti barınma ile yaşadığı yeni bölgede hem bu bölgenin halkının sosyal yaşantısından iç dinamiklerini zenginleştirecek hem de mevcut dokunun içerisine kapanmış insan tipine yeni açılımlar ve paylaşımlar getirecektir. Belki resimlerini sokakta çizmeye başlayacaktır.

Nasıl eklenti meskenlik;

Eklenti meskenler önerildiği bölgelere eklenirken bölgenin fiziksel dokusunu göz önünde bulundurarak ya ye­pyeni bir strüktürle Ya da var olan boşlukların içerisine girerek eklemlenir. Mülkiyet kavramını barındırmaz. Satın alınamaz. Sahiplenmenin ve konutta kendini tanımlamanın satın alma ve süreklilik olgusundan ibaret olmadığını deneyimletmeye çalışır. Bir gün öleceğimizi bildiğimiz halde bedenimize sahip çıktığımız gibi beden­imiz üzerinden yaşamı deneyimlediğimiz ve bireyin kiraladığı ve deneyimlediği bir alandır.

 

Konut depotizminin tersine iç ve dış ilişkisi mümkün olduğunca kurulmaya çalışan bu ilişkilerle, bulunduğu yüzeylere mekansal ve sosyal hizmet eden, metropol insanının gelişen ve değişen hayat tarzına uyumlu metro­pole ve kitleselleşen üretimlere karşı provakatif yaklaşımlarla önerilmiş barınma modelidir.

 

İç dış ilişkisi kavramsal anlamda Moebius Şeridi'ne benzetilebilir. İç ve dışın kesintisiz sürekliliğini hissettirir. Mekânın katlanması fikri böylesine bir sürekliliği ortaya çıkarır. Mekânın katlanması yani farklı şekilde yorumlanması ve deneyimlenmesi geleneksel mekanı değiştirir, işlevsel mekan kavramından, algısal mekana geçişi sağlar. Ponty'nin dediği gibi algı alanımız duyumlardan oluşmaz, fakat aralarındaki mekanlarla birlikte şeylerden meydana gelir. Eklenti meskenler de mekan algılarımızı çoklu değerler üzerinden algılamayı, yalnızlaşan kentlinin yeni ve deneysel olanı deneyimlemeye açık potansiyelinden yararlanıp kentlinin paylaşım değerlerini arttırmayı amaçlar.

Deneyim ve duyum kavramlarımız itibarlanması, dinamik kentin dinamik bireyleri olarak var olma potansi- yelerimizi arttırmak üzerine sorulan soruların cevaplarını içine katmaya çalışan bir düşünme sürecidir.

Ev ile kurulan insan algısı ve ilişkileri üzerinden çeşitlenme potansiyellerini sorgular. Analitik zihnimizin koşullandığımız eğilimleri farklı yerlerde barınma durumu ile sorgulatma çabasındadır.

 

Yineleme zorlantıları yerine konutu bambaşka bir noktadan ele alarak duyumlarımız arasındaki çeşitliliği arttırır. Mevcut dokuların içine sokularak doku ile bağ kuran modeller ortaya çıkarmayı hedefler.

 

Duygusal zekalarımızı maksimum derecede kullanmaya çalıştığımız gelişen, değişen dünyada eklenti mesken modeli kentin tüm yüzeylerini en verimli şekilde kullanabilmek ve kentin sorunlarına barınma üzerinden cevap vermek üzerine düşünülmüş bir modeldir. Tüm bunları kurgularken cesur yeni dünyanın provokatif, düşünce üretiminde öznel, mümkün olduğunca ezberden kaçan, iç dinamikleri yüksek diğer yandan dış dünya ile iletişimi ve katılımı olan bireylere barınmanın tekrar sorgulatılması, çıktığı ana nokta olmuştur.

Show More

volkandalağan